Kapitalizmi yaratan en büyük yenilik “sınırlı sorumluluğu olan yatırımcılardan” sermaye toplayabilen “kurumsal şirket” fikridir.

Bu sistemde girişimciler hayallerini hayata geçirmek için para sahiplerine gider ve “Bana para verin, şirketin karına ortak olun ama verdiğiniz paranın ötesinde sorumluluk almayın” derler.

Yani sermayedarı olduğunuz şirket para kazanırsa zenginleşirsiniz ama iflas ederse koyduğunuz paranın dışında bir riskiniz olmaz. Bu sayede bireylerin asla bir araya getiremeyeceği kaynaklar (insan, makina, arazi) toplanarak dev işlerin finansmanı yaratılır.

1602’de kurulan Dutch East India Company halka hisse arz yöntemiyle sermaye toplayan ilk kurum.

Sürecin sonunda dev büyüklükte sermayeye erişen Dutch East India Company dünya ticareti üzerinde bir monopol dönüşmüş ve 1637’de ulaştığı 7.9 trilyon dolarlık piyasa değeri ile tarihteki en yüksek değerli şirket unvanını kazanmıştır (Evet Apple’den bile çok daha değerli).

Halka açık şirketlerde sermaye sahiplerinden toplanan parayı etkin şekilde kullanmak ve girişimin operasyonlarını yöneterek kar etmekten sorumlu “beyaz yakalılar” bulunur. Beyaz yakalılar “satış”, “pazarlama”, “muhasebe”, “insan kaynakları” gibi alanlardaki hizmetlerini sermayedarlara para karşılığında sunarlar.

Eğer şirketin işleri iyi gider ve sermayedarlar aldıkları kar paylarından mutlu olurlarsa “beyaz yakalılılar” da maaş artışları veya primlerle ödüllendirilirler.

Ve tabii işler kötü giderse beyaz yakalılar topun ağzındaki ilk kurbanlardır. Sermayedarlar her zaman paralarını korumanın bir yolunu bulurlar.

Blockchain teknolojisinin ortaya çıkarttığı “Merkeziyetsiz Otonom Organizasyon” fikri (kısaca MOO) diyelim) kapitalizmin bu temel kavramını ortadan kaldırmaya ve dolayısıyla da “beyaz yakalılar” sınıfını yok etmeye niyetli.

Eğer bir beyaz yakalıysanız bu yazıyı dikkatle okumanızda büyük fayda var.

Çünkü MOO’ların yarattığı devasa değişim dalgaları; beyaz yakalılar için hem büyük tehditler, hem de büyük fırsatlar sunuyorlar.

 

Merkeziyetsiz Otonom Organizasyon Nedir?

Önce MOO’nun tanımlamasını yapalım.

MOO’ları mümkün kılan teknoloji blockchain ya da Türkçesi ile blok zinciri. Ve en büyük MOO örneği de aynı zamanda en büyük blok zinciri olan Bitcoin.

En temel seviyede tanımladığımızda; Bitcoin kişiler arasındaki para transferlerinin doğru şekilde kaydedilmesini sağlayan bir yazılım ve defter sistemidir diyebiliriz. Bu yönüyle Bitcoin’in geleneksel bankalarla benzer bir işlevi var.

Ama Bitcoin’in bu işlevi yerine getirme şekli tamamen farklı ve tamamen beyaz yakasız.

Nasıl mı?

1- Yöneticisiz

Bitcoin’deki operasyonları yöneten bir şirket ve beyaz yakalı kadrosu bulunmuyor. Bitcoin’le ilgili stratejiler kurgulayan ya da çalışanları motive etmeye çalışan bir yönetici sınıfı da yok. Bitcoin sadece bir yazılım.

Bu yazılım hatasız bir şekilde 2021 yılında günde ortalama olarak 36 milyar dolarlık para transferinin gerçekleşmesini sağladı. Ve Bitcoin ilk yaratıldığı günden bu yana 11 yıldır sorunsuz ve beyaz yakasız olarak olarak işlemeye devam ediyor.

2- Dağıtık

Bitcoin operasyonlarını yöneten bir merkez olmadığı gibi, Bitcoin verilerini tutan merkezi bir bilgisayar da bulunmuyor. Her Bitcoin işlemi binlerce bağımsız insan ya da kurumun sahip olduğu bilgisayarlarda otomatikman senkronize olarak güncelleniyor.

Yani Bitcoin verilerinin yönetimini, güvenliğini veya saklanmasını sağlayan beyaz yakalılar da yok. Bir merkezi olmadığı için Bitcoin’i kapatmak da söz konusu değil ama bu başka bir yazının konusu olsun.

3- Şeffaf

Bitcoin işlemlerini dileyen herkes canlı olarak izleyebileceği gibi yazılımı da şeffaf, yani açık kaynaklı. Dileyen her insan bu yazılımı inceleyerek sistemin işleyişini tam olarak görebiliyor, yani tabiri caizse denetleyebiliyor.

Bankalarda ise bu “ayrıcalık” yine merkezi yapılar olan devlet kuruluşlarına veya bağımsız denetçilere verilmiş durumda. Tahmin edebileceğiniz gibi oralarda da bolca beyaz yakalı çalışıyor.

4- Kar Amacı Yok

Bitcoin’in bir yöneticisi olmadığı gibi sahibi de yok. Zaten Bitcoin bir şirket de değil. O sadece binlerce bilgisayarın üzerinde çalışan bir yazılım. Bitcoin’e emek verenlerin amacı onun kullanıcı sayısını artırmak. Çünkü kullanıcı sayısı artarsa üretimi 21.000.000 adetle yine yazılımsal olarak sınırlandırılmış olan Bitcoin’in de değeri artacak.

Bu ilginç finansal teşvik mekanizması Bitcoin kullanıcılarını aynı zamanda onun pazarlamacısı haline de getiriyor. Bu da geleneksel bir bankanın satış ve pazarlama faaliyetlerinde çalışacak beyaz yakalılara olan ihtiyacı ortadan kaldırdığı gibi reklam ve halkla ilişkiler ajansları gibi yapıları da gereksizleştiriyor.

Zaten Bitcoin bir şirket de değil ve kar bekleyen sermayedarları da yok. Bitcoin Satoshi Nakamoto isimli anonim birinin ortaya attığı bir fikir üzerine geliştirilen bir yazılım sadece.

Bilindiği kadarıyla Nakamoto’nun 1 milyona yakın Bitcoin’i bulunuyor. Eğer Bitcoin’in ağı genişlerse Nakamoto’nun serveti de büyüyecek.

Ama bu konuda kendisi söz sahibi değil, bir yönetsel gücü ya da stratejik etkisi bulunmuyor, organizasyonun kar etmesini hedeflemiyor ve hesap sorabileceği beyaz yakalılara da sahip değil 🙂

5- Demokratik

Her yazılımda (şirkette?) olduğu gibi Bitcoin’de de zaman zaman teknolojik güncelleme ihtiyaçları ya da yeni stratejik yön belirleme gereksinimleri ortaya çıkabiliyor. Ama bankalardan farklı olarak bu değişim ihtiyaçlarını ortaya atan, tartışan, değerlendiren veya uygulayan beyaz yakalı yöneticiler yok.

Bitcoin ağı üzerindeki herkes değişim önerilerini dile getirebiliyor ama bu öneriler yine Bitcoin ağı üzerinde oylanarak değerlendiriliyor.

Bu oylamaya katılabilmek için Bitcoin madencisi olmanız gerekiyor. Evet Bitcoin madencisi olabilmek için sermaye şart. Ama dağıtık yapısı sayesinde Bitcoin’in geleceğini etkileyecek büyüklükte bir oy gücüne sahip sermayedarın oluşması ihtimali sıfıra yakın.

Devamı: Bora Özkent – Haddini Aş